O zaman Mehmet Yılmaz’a gıpta ettim. Hürriyet’in köşe
yazarının baharla beraber başlayan değinmeleri bende olmayan bir şeydi. Ömrümüz
olursa gelecek sene o yazılar başladığında elime fotoğraf makinesini alıp –cep telefonu
da olabilir- bu çiçekleri tariflerinden bulup fotoğraflayacağım. O zaman
unutmam.
Ama Murathan Mungan’ın yaşayan ile ilgili algısını nasıl
çalarım bilmiyorum. Biz, İstanbul’u elimizden çalıp öldürmelerine kadar bu
şehri tanımayı başaramamış bir kuşağız. Şehir son anlarını yaşarken bunun
farkına varmak daha acı verici çünkü geçmişte yapmadıklarınızı yapamayacağınızı
anlıyorsunuz. Bu, ölümsüzlük hissinin yitirilmesi gibi bir şey. Belki de
mitolojide anlatılan, tenrı özelliğini yitirme bundan ibarettir.
Murathan etkisi bunun tam ters yönünde. Yaşayana dikkat
çekilmesi, ayrı bir güven vermekle kalmıyor, ölümsüzlüğü de yeniden
kazandırıyor; insana olmasa da değerlere. Sezen Aksu’nun, konserinde bir Müslüm
Gürses şarkısı söyledikten sonra Murathan Mungan’ın Müslüm Baba’yı yaşarken
keşfetmiş olmasına vurgu yapması, bu etkinin bir başka boyutunu ortaya koyuyor.
Evdeki Orhan Veli şiirleri kasedini söyleyen Müşfik Kenter ne kadar ölü acaba?
Dün Tuncel Kurtiz’in ölüm haberi geldikten sonraki iki
saatte yaşadıklarım resmin iki tarafındaki karakterler arasında düşündüğümden
uzun mesafe olduğunu gösterdi. Çevremdeki bir yönetici, “kimdi o” diye sordu;
şoförü “Ramiz Dayı” dedi, çalışanı “Ezel’de oynuyordu” dedi. Arabada birkaç “şey
değil miydi” lafı dolandı. Anlamadı; reklam sektörü ile ilgili olduğu için “Ziraat
Türkiye Kupası’nın sesi” dedim; “ha” diye yanıtladı. “Yaşlı mıydı” dedi, “Yılmaz
Güney’in arkadaşıymış. Hesapla artık” dedim.
İş yerinde döndüğümde yemek servisi yapan arkadaş “Tuncel
Kurtiz ölmüş abi” dedi. “Sen nereden tanıyorsun Tuncel Kurtiz’i?” dedim; “Ezel
de oynuyordu. İyi adamdı. Allah rahmet eylesin” dedi. “Allah rahmet eylesin”
dedim. Ben Tuncel Kurtiz’i ilk olarak Ferhan Şensoy’un “Çok Tuhaf Soruşturma”sında
izlemiş ve farkı fark etmiştim. Yaşarken daha fazla tanışmadım ama kendisini
çok övdüm. Belki Murathan Mungan’da daha fazlası vardır. Şimdilik ben İstanbul’un
çiçeklerinin açma sırasından fazla bir bilgiye haiz değilim. O da şöyle: “Mimoza,
erguvan, mor salkım, leylak, hanımeli, gül, ortanca, ıhlamur”. (Kitaptan
kontrol ettim, doğru yazmışım.) Balıkları da öğrenince yazarım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder