Etiketler

ölüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ölüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Eylül 2013 Cumartesi

Murathan Mungan ile İstanbul’un çiçekleri ve balıkları

Murathan Mungan’ın Kadından Kentler’ini okuyorum ve bu sabah çok sık yapmadığım bir şey yaptım. Ezberlemeye oturdum, İstanbul’un çiçeklerinin hangi sırada açtığını. Çok kolay olmadı. İTÜ’de tiyatro yaptığımız dönem dışında ezberde çok iyi değilimdir; onu da bağlantı kurarak ve yaşayarak becermiştim. Çiçekler konusunda da aynı yöntemi takip etmeye karar verdim ama bu benim için sadece ayrı bir idrak noktası oldu. Ben bu çiçekleri bilmiyordum ki, çıkış tarihlerini ezberleyeydim.

O zaman Mehmet Yılmaz’a gıpta ettim. Hürriyet’in köşe yazarının baharla beraber başlayan değinmeleri bende olmayan bir şeydi. Ömrümüz olursa gelecek sene o yazılar başladığında elime fotoğraf makinesini alıp –cep telefonu da olabilir- bu çiçekleri tariflerinden bulup fotoğraflayacağım. O zaman unutmam.

Ama Murathan Mungan’ın yaşayan ile ilgili algısını nasıl çalarım bilmiyorum. Biz, İstanbul’u elimizden çalıp öldürmelerine kadar bu şehri tanımayı başaramamış bir kuşağız. Şehir son anlarını yaşarken bunun farkına varmak daha acı verici çünkü geçmişte yapmadıklarınızı yapamayacağınızı anlıyorsunuz. Bu, ölümsüzlük hissinin yitirilmesi gibi bir şey. Belki de mitolojide anlatılan, tenrı özelliğini yitirme bundan ibarettir.

Murathan etkisi bunun tam ters yönünde. Yaşayana dikkat çekilmesi, ayrı bir güven vermekle kalmıyor, ölümsüzlüğü de yeniden kazandırıyor; insana olmasa da değerlere. Sezen Aksu’nun, konserinde bir Müslüm Gürses şarkısı söyledikten sonra Murathan Mungan’ın Müslüm Baba’yı yaşarken keşfetmiş olmasına vurgu yapması, bu etkinin bir başka boyutunu ortaya koyuyor. Evdeki Orhan Veli şiirleri kasedini söyleyen Müşfik Kenter ne kadar ölü acaba?

Dün Tuncel Kurtiz’in ölüm haberi geldikten sonraki iki saatte yaşadıklarım resmin iki tarafındaki karakterler arasında düşündüğümden uzun mesafe olduğunu gösterdi. Çevremdeki bir yönetici, “kimdi o” diye sordu; şoförü “Ramiz Dayı” dedi, çalışanı “Ezel’de oynuyordu” dedi. Arabada birkaç “şey değil miydi” lafı dolandı. Anlamadı; reklam sektörü ile ilgili olduğu için “Ziraat Türkiye Kupası’nın sesi” dedim; “ha” diye yanıtladı. “Yaşlı mıydı” dedi, “Yılmaz Güney’in arkadaşıymış. Hesapla artık” dedim.
İş yerinde döndüğümde yemek servisi yapan arkadaş “Tuncel Kurtiz ölmüş abi” dedi. “Sen nereden tanıyorsun Tuncel Kurtiz’i?” dedim; “Ezel de oynuyordu. İyi adamdı. Allah rahmet eylesin” dedi. “Allah rahmet eylesin” dedim. Ben Tuncel Kurtiz’i ilk olarak Ferhan Şensoy’un “Çok Tuhaf Soruşturma”sında izlemiş ve farkı fark etmiştim. Yaşarken daha fazla tanışmadım ama kendisini çok övdüm. Belki Murathan Mungan’da daha fazlası vardır. Şimdilik ben İstanbul’un çiçeklerinin açma sırasından fazla bir bilgiye haiz değilim. O da şöyle: “Mimoza, erguvan, mor salkım, leylak, hanımeli, gül, ortanca, ıhlamur”. (Kitaptan kontrol ettim, doğru yazmışım.) Balıkları da öğrenince yazarım.

19 Mayıs 2013 Pazar

Muhteşem Gatsby için bir şiir

Great Gatsby ya da Muhteşem Gatsby, Kadıköy Anadolu Lisesi'nde hayatımızın yarım dönemini vererek okuduğumuz, daha doğrusu incelediğimiz bir romandı. Aklımda kalan sadece gözlük reklamı ile bizim Yaşar Kemal'in "sarı sıcak"ına benzer bir sıkıntılı sıcaktı. Bir de romanın sonu tabii. Ya da ben böyle sanıyordum. Beş sene kadar önce kütüphanemi toplarken Penguin yayınlarının karton kapak baskısı ile karşılaştığımda çok daha fazlasını hatırladığımı fark ettim. Kitabın sayfalarını hızlıca çevirdikten sonra elime kalemi alıp bir kağıda aşağıdaki satırları karaladım. Ya da daha doğrusu karalamışım. Yeni bir temizlikte karşıma çıktı. Kağıt kopyasını atacağım için bloğumda yedeklemek istedim. Ne olur ne olmaz. Gatsby'nin hayalinin havuzda son bulma şekli, temkinli davranmadığında insanın başına gelebilecekler konusunda en açık ders değil mi.

Neden kırmızı değil de beyaz aktı kan?

Koca bir soru işareti ziyan oldu bu soruya.

Hayatın boyunca kullanmadığın soru işaretlerinden

Biri.

Kazanacak mıyım?

Kaybedecek miyim?

Yak son kurşunlarını kendi ölümünde.

Ağrıyan bir karaciğer

Gizlenirken arkasına

Nefes almak isteyen bir akciğerin

İki soru daha gönder sonsuzluğa.

Ve patlasın içinde, hiç ses çıkarmadan

Neden kırmızı değil de beyaz, kan?

Git, gel, yat, kalk…

Ve asla paylaşılmayan bir uyanış

Bağlayamaz hiçbir gemiyi limana.

Cam parçaları buluyorsan

Yere yapışan bir çocuğun yanında

Asla göklerde hayal etme kendini

Ve bu son yalan olsun, kendine söylediğin.

Neden kırmızı değil de beyaz aktı kan?

Sen mi yanıldın yine?

Isırma dudaklarını

Bırak gitsin gözyaşı.

Ki sen hayatın boyunca dün vermedin kimseye

Şimdi boktan bir sevgi konuyor önüne

Sahibinin terliklerini getirmek bedeliyle.

Neden kırmızı değil de beyaz aktı kan?

Bilmiyor musun bunu da,

Bilmediğin gibi önceki ölümlerini.

Basit bir ölümlülük müydü aradığın, basitlik

Hataların patlamıyor mu yüzünde, öpüşürken kederinle

Nasıl dilenciye dönüştün, oynarken ölümüne kralı.

Neden kırmızı değil de beyaz aktı kanın

Asla sönmeyecekmiş sanırken içindeki kor.

Sen yenildin ve bunun önemi yok

“Bir denemek istiyorum” diye başlamıştı hikaye

Biliyordun yenilecektin ama geçmezdi ki koca bir hayat

“Asla yok hakkımız yenilmeye” diye diye.

Bundan belki, gerçeğin ağırlığından ölümün

Ki yaklaştırmazdın bir zaman onu kendine.

Kan beyazsa eğer kendi kanındır ölümünde

Ve yansır sonsuza kadar ölünün gözlerinde.

                                   6.1.2008 11:40-12:00