Etiketler

büyüme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
büyüme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Nisan 2013 Perşembe

UKOME ve koordinasyon

Bana uzun süredir anlatıyorlardı da nasıl olduğunu anlamıyordum. Hala da anlamış değilim ama Tüm Oto Kiralama Kuruluşları Derneği (TOKKDER) Yönetim Kurulu Başkanı İlkay Ersoy'un kurumsal yayınları olan "filo ve rent a car" dergisindeki yazısını okuduğumda işlerin daha ciddi olduğunu anladım. Ersoy iyi niyetli adımların buraya getirdiğini söylüyor ama anladığım kadarıyla konu, taş üstünde taş bırakmama operasyonuna dönüşmüş durumda.
Beni ilgilendiren yanı, sık sayılabilecek yurtdışı gezilerim için ulaşmam gereken Atatürk Hava Limanî'nın benden giderek uzaklaşıyor olması. Bunlar iş gezileri olduğu için şirketin şoförleri ve araçlarının beni bırakmasını istemek gibi bir hakkım var. Ancak bunu yapamaz hale geldim çünkü "arabaları bağlıyorlar". Bir karar almışlar, polise uygulatıyorlar. Bizim Doblo'lar ticari araç sayılıyormuş, onun için sadece önde bir kişi taşıması gerekiyormuş. Arkada oturan olursa aracı bağlıyorlarmış, önde oturunca da bu tür yerlere giderken "arkadaşımdan beni bırakmasını rica ettim" gibi yalanlarla işi kıvırmak gerekiyormuş.
Hadi bizimkiler Doblo, gavur arabası diyeceğim... Değil. Şoförlerde bir pislik var diyeceğim, onlar da ülkemin insanları, teröristlik olsun diye değil geçimlerini sağlamak için bu işi yapıyorlar. Ve bunu örneğin Havataş'tan daha az kaos yaratarak yapıyorlar. Örneğin Kadıköy'de Havataş'ın otobüs duraklarının sonuna park edip sonra ters yönden yola çıkması, bunu gören taksicilerin onların arkasına yaya geçidine park edip olmadık U-dönüşleri yapmasına neden olması gibi hareketlerini görmedim bizim şoförlerin.
Ya da Galatasaray maçı günü dışında katar uzatmayı akıl edemeyen metro yönetiminin parasını almasına karşın bana yaşattığı bu kepazeliğin aksine bizim arkadaşlar koltuğu arkaya çekip rahat oturmamı sağlamaya kadar her türlü hizmeti veriyorlar. Nezle olduğumuzda burnumuzu silebilelim diye kağıt mendil de bulunduruyorlar. Tabii bunu benzin istasyonları veriyor ama olsun illa adam sistemi kurmuş. Ha bir de bu düzenlemeleri yaparken o ekosistemleri bozmamak lazım.
Örneğin altı ay kadar önce İstanbul'a dönerken bir yabancı işadamı dostum ile CIP'de karşılaştık; konu ulaşıma geldi. O zaman tahakküm başlamadığı için beni şirketin aracının alacağını söyledim. Onu da şoförünün alacağını söyledi.
Daha önce Havaş ile gidiyormuş ve Turkcell'in Platin mi ne bir paketinde olduğu için ücret de ödemiyormuş. Yabancılar bu tür faydalar konusunda bize göre çok daha hassas; bizim cari açığın giderek daha büyük beden iç çamaşırı giymesini engellemek için  bu fayda konusunu iyi ele almak gerekiyor. İBB'nin şehir içi ulaşım tekelinin kendisinde olduğunu söyleyip Havaş'ı öldürmesinin ardından Havataş'a adapte olamadığı için özel şoförüne izin verdiği günler son bulmuş.
Diyeceğim o ki, alınan kararlar ve yapılan işler hayatımızı zorlaştırıyor. Ersoy'un bana kattığı vizyon ise, aynı zamanda büyümekte olan bir sektörün de boğazına basılmaya çalışıldığı. Türkiye büyüyecekse, sadece kendi varlığını sürdürmeyi düşünen kurumlarından kurtulması gerekiyor. İnsanına zulmetme sonucunu doğuran kararların alınmasını engellemek için bir yanda görgü ve edep; diğer yanda insaf ve izan olması gerekiyor. Bunlar da dışarıdan zerk edilebilecek şeyler değil; insanın içinde olacak.
Daha önemlisi, Türkiye eğer büyümeyi sadece yabancı yatırımcıların parasını buraya getirmek için değil; samimiyetle insanlarının daha fazla değer yaratacağı ve refah düzeyinin artırılmasını sağlayacak bir mutlu yaşam sisteminin inşa aracı olarak görüyorsa, bu konularda daha akılcı davranmak zorundadır. Bunun teorisi, sürekli bir propaganda aracı olarak kullanılmaya çalışılan İslam'ın kaynaklarında mevcuttur; o kadar derinliği olmayanlar Atatürk'ün içtihatlarına bakabilirler.
 
  

20 Ekim 2012 Cumartesi

World 3.0 ve bunu anlamayan medyamız

Türkiye'de medyanın eski tas eski hamam giderken birden silkinip "haberlerimiz bizimdir kardeşim" gibi bir havayla ortaya çıkması, medya yöneticilerinin ve patronlarının kendi işlerinin özelliklerini bilmediğinin ve umutsuz gidişin sürecinin yeni bir göstergesi oldu. Newsweek çevrimiçine geçer ve Guardian'ın da zarar ettiği için benzer bir yolu takip edeceğine dair söylentiler çıkarken bizimkilerin de daha verimli operasyon için aynı yöne dümen kırdığını düşünüyorum. Artık kendi dehaları mıdır, danışman ustalıkları mıdır bilemiyorum ama medyamız kendi haber kaynağı, kanal ve okur yapıları konusunda hiçbir şey bilmediğini bir kez daha kanıtladı. Daha önce de ekonomiyi canlandırma adına köşe yazarlarına simit, çiçek sattırdıkları televizyon reklamları ile ekonomiden de birşey anlamadıklarını göstermişlerdi. Biraz daha gayret ederlerse, Kamu Spotları'ndaki zeka kıtlığını yakalayabilecekler ama bunu yaparken hayatta kalabilmek için vatandaşların vergileriyle ya da devletin yaptırım gücü ile koruma altına alınmaları gerekecek. Medyayı ve iş modelinin teknik analizine daha sonra derinlemesine eğileceğim ama bugün doğru örneğin nasıl olduğu konusunda bir örnek vermek istiyorum. Ama şimdilik şunu söyleyeyim; heberimiz bizimdir kampanyası yapan bu gazetelerin en önemlilerinden biri olan Hürriyet'te yayın yönetmenliği sonrası döneminde sürekli takip ettiğim Ertuğrul Özkök, Suriye'deki durumu ve bunun Türkiye'deki uzantılarını anlamamızı sağlayan köşe yazısını açık istihbarat kaynakları olarak adlandırdığı yabancı gazetelerden derleyerek yazdı. Bunu da "Sanmayın ki bunları MİT, CIA, MOSSAD vs gibi kaynaklardan aldım. Kaynağım, her zamanki gibi “AİT”. Yani “açık istihbarat teşkilatı”... Bu bilgileri dünkü Le Figaro, Le Monde ve Herald Tribune gazetelerinden derledim" diye açıklıyor.(http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/21678821.asp) Bizim medya analizini burada bırakırken, bu işin doğrusunun nasıl yapıldığını, yani derleme değil de para verilmeye değer içeriğin nası üretildiğine bir göz atmak istiyorum.
Fortune Türkiye'nin Eylül sayısında "İspanya ekonomisinde yeni dönem" adıyla bir sayfalık bir makale yayınlandı. Makalenin dibindeki notta World 3.0'ın yazarı Pankaj Ghemawat ve Stijn Vanormelingen IESE'de verimlilik araştırması yapıyorlar" yazıyor. Bu iki isim, yazının üzerinde imazsı olan kişilere ait.
Yazıyı şekillendiren de bu derinlikli araştırma ama dikkat edin makale sadece bir sayfa. Mesajı çok daha kısa yazılabilecek bir şey. Bir ülkenin ekonomisinin sürdürülebilir olması bizim burada yaptığımız gibi gaz vererek değil rekabet içinde satabildiğiniz miktar ve isteyebildiğiniz fiyat olarak daha iyi yerlere gelerek olur. İspanya özelindeki durum, rakiplerle karşılaştırıldığında her iksi de birim bazında olmak üzere emek maliyetindeki çok yüksek ve verimlilikteki çok düşük artışın toplam sonucu. Bu da 20 yıllık bir araştırmaya dayandırılıyor. Çözümlerin arasında benim kafa taktıklarımdan biri olan, SAP'deki genel müdürülük görevinden ayrılmasından önce Cem Yeker ile konuştuğumuz ve yatırım fonu yöneten dostlarımın da vurguladığı, büyümek için daha büyük şirketlere sahip olunması gerektiği. Bunu ve diğer detayları okumanız için global Fortune'daki yazının linkini veriyorum. (http://finance.fortune.cnn.com/2012/07/10/spain-economy-recovery/)
Google'da Spain Fortune Pankaj diye arattığınızda "Reinventing Spain's economy" başlıklı yazı, şak diye karşınıza çıkıyor. Fortune Türkiye'deki yazının tam başlığını tırnak içinde yazdığınızda ise internette böyle bir sonuç olmadığı yanıtını alıyorsunuz. Belki de bu yüzden biz bütün konulara temel bir yanlış olarak Temel gözlükleri ile bakıyoruz.
Temel'e, "Bak bakalım arka sinyal yanıyor mu?" demişler. Temel geçmiş arkada yanıp sönen sinyalin karşısına cevap vermiş: "Yanıyor... Yanmıyor... Yanıyor... Yanmıyor..."
Bizim de dünyadaki gelişmeleri,
İspanya battı yok batmadı, battı, yok batmadı"
Suriye'dekileri Esad düştü, yok düşmedi, düştü, şimdilik düşmez gibi izlememiz buna benziyor.
Başa dönersek medyanın bunda çok ciddi suçu var ama dünyayı anlamadan kaybederek geçirdiğiniz zaman sizin kaybınız. Sevgili insanlarım siz de uyuyacaksanız artık yatağa geçin de hem cahil hem nevazil olmayın.