Etiketler

29 Kasım 2012 Perşembe

Midas'ın kulakları ve Türkiye'nin şeffaflık sorunu

Gazete okumayı sevmem ama sahip olunan kaynakları tüketmeden bırakmama şeklindeki 80 öncesi alışkanlığım iş yerine alınan gazetelerle zaman geçirme hastalığına tutulmama neden oldu. Ben de bunlarla ilgili analizler yapmaya karar verdim. Bunun belirli bir şablonu olmayacak ve belirli bir konuda ilk haberdar olmak gibi bir kaygıyla takip etmenizi tavsiye etmem. Bütün gazeteleri tarayacağımı vaat etmiyorum ama ilgi çekici bulduğum konuları ele alacağım.
Daha popüler bir işi Facebook'ta Serhat Ayan yapıyor, ben de zevkle takip ediyorum. Benim derdim ise, kafamda çevirip kendimi manyaklaştıran soruları paylaşıp kurtulma derdindeyim. Bugün ben de bu "Midas'ın kulakları eşek kulakları" diye bağırma ihtiyacımı Habertürk ile karşılıyorum.

- İlgimi çeken haberlerin ilki, 224 daire mevzusu. MASAK 12 Eylül ile ilgili aktardığı bilgide "224 daire var bu kişinin üstünde" diyor. 12 Eylül Sedat Celasun'un gelini Füsun Celasun, "Onlar Türk Silahlı Kuvvetleri için yapılmış lojmanlar" diyor. Ben Oha diyorum. Böyle bir kargaşanın doğru düzgün bir devlette yaşanması mümkün mü? Kim hangi kayıtlara bakıp hangi enformasyonu oluşturuyor? Kayıt hava sıcaklığı gibi bir konudur. Hava sıcaklığının kaç derece olduğu tartışılamaz çünkü bu santigrat, fahrenheit ya da kalvin olsun insan yapısı bir ölçüm sistemi olduğu için tartışmaya açık değildir. Üşümek, terlemek, yok hava soğuk ya da hava sıcak yorumları yapmak ayrı bir şeydir ama mülkiyet ilişkisi bellidir ve devlet bunun kaydını düzgün tutmak zorundadır. O çok sevdikleri Osmanlı'da bu kayıt sistemi devletin esasıdır. Yoksa adaleti sağlayamazsınız; eğer böyle bir kaygınız varsa.

- İkincisi Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı Fatih Acar'ın "88 yıl emekli maaşı alan var" açıklaması. Kaç kişiler ve yönettiğinizi sandığınız sistem içinde ağırlıkları ne? Yurtdışında emeklilik fonları gelişen işlere yatırım yaparak ve hisse senetleri de dahil çeşitli yatırım araçlarını kullanarak emeklilere hizmet veren kuruluşlar. Siz bir taraftan aldığınız diğer tarafı karşılamayınca, emeklilik yaşını yükselterek mi sorunları çözmeye çalışıyorsunuz. Yaşlanan Türkiye'de emeklilerin çalışanlara oranının yükselmesinin etkisini nasıl hafifleteceksiniz? Nasıl bir otomatik sistem kurdunuz ki, babam öldükten sonra annemle ilgili sağlık sistemi tanımlamanız yüzünden biz hem sizin kaydınızı düzelttirmek hem de ceza ödemek zorunda kalıyoruz? Eskinin ketum devlet memuru tipini değiştirirken, "sistem otomatik yapıyor" mazeretinin arkasında nasıl bir ucube yaratıyorsunuz?

- Çevre Bakanı Erdoğan Bayraktar'ın Boğaz'da yapılanma konusundaki manşet haberinde spotta "Kesinlikle böyle bir çalışmamız yok" içeride "Bu haliyle cinayettir" diyor. Ben bundan bir tartışmanın sürdüğünü, farklı şekillerin ele alındığını ve kamuoyunun tepkisini çekmeden bu işin nasıl derdest edilebileceği konusunda net bir taktiğin belirlenemediğini anlıyorum. Sayın bakan televizyona çıkıp kentsel dönüşümde herkesin bulunduğu yerde yaşamını eskisi gibi sürdürebilmesi gibi temaları işledikten sonra iş insanlarına hitap eden yayınlarda binaların yıkıldığı, kat mülkiyetinin kalktığı ve yeni binaların inşaat sektörüne azami rant sağladığı bir sistemin müjdesini veriyor.

Demem o ki, bu kadar demokrasi diyeceğinize iki lokma da şeffaflık deyin. Bizlerde işinde gücünde insanlar olarak nereye gittiğimiz az çok tahmin edelim. Yarattığınız insan malzemesi, kırmızı ışıkta karşıdan karşıya geçmeyi bile beceremiyor artık. Yeşil yanınca birbirlerine dalmaları bir kenara, kırmızı da sıyrılacağım derken arabanın altında kalacaklar. Kadıköy'de taksiler yaya geçidinde park edilyor, Havataş ters yönden yola çıkış yapıyor. Nereden ne geleceğini bilmeden yaşamak "Dinamik Türkiyecilik" ise, duvara çarpmadan durmayı bilmemek "Usta"lık olsa gerek.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder