Etiketler

ihracat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ihracat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Nisan 2013 Perşembe

Katma değer fakirliği zeka eksikliği göstergesi midir?

Mehmet Altan Bloomberg Businessweek'in 24-30 Mart sayısında Türkiye'nin cari açığının enerjide dışa bağımlılıktan kaynaklandığı yorumunun doğru olmadığını anlatmış. Ben daha açık olarak yalan diyeyim. Altan, yazısında (http://www.mehmetaltan.com/index.asp?sayfa=sureliyayin&icerik=2526) enerjide dışa bağımlılığı yüzde 82 olan Güney Kore ve yüzde 87 olan İrlanda'nın cari açık vermemesini katma değer ve patent ile açıklıyor. Bunu tartışabiliriz ama enerjisinin yüzde 70'den daha fazlasını ithal eden Türkiye'nin cari açığın sebebi enerji diye ağlamaya hakkı olmadığı açıkça görülüyor.
Benim Fortune Türkiye'de Turkcell'in cep telefonu üretmeye soyunması ile ilgili yazım, tam da bu yazının devamı gibi olmuş. Yüzde 40 civarında EBITDA ile çalışan Turkcell'in cep telefonu üreterek karlılığını artırması için tek şansı, Apple'ın karlılığını getirecek bir model kurması. Samsung bile bunun yarısını yapıyor ama cihaz sayısı ile farkı kapatıyor. 236 milyar dolarlık ithalatımız içinde sadece 1,7 milyar dolar tutan cep telefonu ithalatına takmak, başlı başına bir katma değer vizyonu sorununa işaret ediyor. Benim yazı internete konulmadığı için linkini veremiyorum ama dergi piyasada. Özür.
Mehmet Altan ile yıllar önce bir IBM yemeğinde ilk olarak karşılaştığımda teknoloji-ekonomi ekseninde hararetli bir konuşma yapmıştık. Bütün masanın takip ettiği konuşmada Altan'ın bana "Bir gün Murat 124 ile Reina'ya gideceğiz" dediğini hatırlıyorum. Ben o sözleri, "hadi gidelim" diye algılamıştım ama henüz ses seda çıkmadı. Bugün geriye baktığımda, şu anda makro tartışmaların içinde eblehleşmiş Türkiye'nin çok ilerisinde bir şey konuştuğumuzu anlıyorum. Turkcell haberine LG'nin cep telefonu ekosistemini kutu yapma gereği duymak isetyecek kadar Güney Kore öğrenmiş olmama paralel bir durum söz konusu.
Seul'deki Hyundai'leri sayarken (Şehirde otomobil değil sadece farklı renklerde Hyundai'ler bulunuyor; başka marka hatırlamıyorum) ulusal bir ürünün nasıl ortaya çıkarılacağını anlıyorsunuz. Telefon projesinde hükümetin bu konuda en ufak bir planının olmadığı ya da en azından bunu Turkcell'e söylemedikleri haberimde yer alıyor; özellikle sorduğum için biliyorum.
Sonuç olarak;
1. Mehmet Altan'ın da benim de akil adam kabul edilmeyeceğimiz kesin. Oysa Murat Bardakçı'nın yazısından öğrendiğim kadarıyla (http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/830925-akil-adam-demek-obur-ve-yamyam-demektir) buna en fazla hakkı olanlardan biri benim.
2. Otomobil markası yaratacağım diye yola çıkıp SAAB'ı satın alalım mı diye devam eden bir kafayla değer üretmek mümkün değildir. Bu yüzden cari açık bu kafayla kronik olarak var olacaktır.
3. Biz hala Murat 124 ile Reina'ya gidebiliriz. Olmadı arabayı ara sokağa park eder, yakılan okul ile yıkılan Yüzme İhtisas'ın yerine yapılacak otelden yürüyerek gelmişiz gibi yaparız. 

3 Kasım 2012 Cumartesi

Neden marka yaratamıyoruz: fiyatlama ve ödenen bedel

Bizim kendimizle övünürken yurtdışındaki gelişmeleri ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde neler olduğunu yeterince takip edemediğimizi düşünüyorum. Ya da şöyle söyleyeyim; bize ağabey diyecek ülkelerin yanında topuklu giymiş kadın gibi durduğumuz için onların yaptıklarını izleyip "şöyle yap böyle yap" demeyi tercih ediyoruz.
Uzakta kalan gençliğimden hatırladığım ise, bizden daha güçlü olanlarla rekabet ederken ve onlarla dost olarak zaman geçirip birşeyleri konuşurken karşılıklı gelişmenin hız kazandığıydı. Örneğin kendinizden 20 santim uzun birinden ribaund almak zorunda olmak sizi iki yönden geliştiriyor. Bunlardan biri, daha iyi koşmayı ve daha iyi zıplamayı kapsayan fiziksel taraf; diğeri ise, topun nereye gideceğini öngörerek doğru pozisyonu almayı içeren kimyasal ya da stratejik taraf.
Bugünkü eblehliğimizin sebebi, "topu bana at, yoksa maraza çıkarırım" ile sınırlı bir oyun teorimizin olması. Her yerde bulunuyoruz ama bu güçlü markalar yaratamamamız gerçeğini gizlemeye yetmiyor. Kasıtlı ya kasıtsız tavrımızla bu duruma düşmemizin iki nedeni var.
Birincisi, fiyat ve bedeli iyi öngöremememiz. Bir yönetici dostum, "Ücretsiz verilen hiçbirşey aslında bedava değildir" demişti. Fiyatınızı yüksek tutarsanız, o fiyatı ödeyenin ihtiyaç duyduğu performansı gösteremeyerek ya kendiniz başarısız olursunuz ya da sizin ücretinizi ödeyenin bu durumu görmemesi durumunda herşeyi mahvedersiniz. Fiyatınızı düşük tuttuğunuzda, kapasitenizi geliştirmek için gereken birikimi ya da sermayeyi oluşturamayarak veya zaman içinde yitirerek birinci duruma sürüklenmeye mahkum olursunuz.
Her iki durumda da ulaşacağınız kaçınılmaz sonuç, yalan söylemeye başlamaktır. Bunun tipik göstergesi, değişim ile yürümeye başlanan yolda istikrar ile tutunmaya çalışmaktır. Artık değişime değil, statüko içinde masanın başındaki koltuğa oturmaya odaklanmışsınızdır. Bu tür güçlü babaların pısırık evlatları sahneye çıkana kadar gözleri boyamak mümkündür.
Bizde bu pısırık çocuklar, gerçekleşmeyen ya da daha beteri güdük gerçekleşen projeler olarak ortaya çıkmaya başladı. Elimde uzun bir liste var ama markalı otomobil ya da daha öncesinde ortaya konulan düz ekran paneli üretimi projelerinin adını gerçekleştirmekle yetineceğim.
Gelmek istediğim nokta, diğer gelişmekte olan ülkelerden biri olan Çin'in saygın yayınlarından China Daily'nin haftalık Avrupa sayısının kapak konusu. "Setting the Price" ya da fiyatı belirlemek başlığını taşıyan konu, çokuluslu şirketlerin Çin'in değişen ekonomik ortamında fiyatlama stratejilerini nasıl değiştirmek zorunda kaldıklarını ele alıyor. Türkiye 2023 hedeflerine gerçekten ve sürdürülebilir bir sistemde (hormonsuz) ulaşmak istiyorsa, global bir oyuncu olmak zorunda ve bunu bugünkü kendi kuralları ile yapamayacağı kesin. Ama daha önemlisi, yabancı malların bir dönem yasak olması ve ardından statü sembolü oldukları için yurtdışına göre daha yüksek fiyatla satılmasının belirleyici olduğu Çin pazarı, Türkiye'nin yakın geçmişi ile kritik bir paralellik gösteriyor. Başkalarının deneyimlerinden öğrenmek en acısız yol olduğu için bunu takip etmek önemli.
Diğer önemli nokta, Türkiye'nin bugünkü sorunları nedeniyle küçümserken en önemli ihracat pazarı olduğunu unuttuğu Avrupa'da sorunların sürmesinden kaynaklanan yaralarını sarabilmek için bu birikimleri edinmek zorunda. 2023 balonu olarak değil, kanayanın yaranın pansumanı yani. Aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
http://usa.chinadaily.com.cn/weekly/2012-09/28/content_15789279.htm